İçeriğe geç
Giresun Ses

Gündelik hayata farklı pencereler açan içerikler

Şaşırtıcı Bilgiler

Güvercinler Evlerini Nasıl Buluyor? Yön Duyusunun Sırrı

Yüzlerce kilometre uzağa bırakılan bir güvercin kümesine geri döner. Bu yeteneğin arkasında üst üste binmiş birkaç ayrı sistem var.

Bora Kıvanç 4 dk okuma

Bir güvercini şehrin bir ucundan alıp yüzlerce kilometre uzağa götürün, sonra serbest bırakın. Büyük ihtimalle birkaç saat ya da birkaç gün içinde çıktığı kümesin önüne konacaktır. İnsanlığın binlerce yıldır kullandığı bu yetenek, haberleşmenin en eski araçlarından birini mümkün kıldı. Buna rağmen güvercinin nasıl yön bulduğu sorusu, üzerinde bunca çalışılmasına rağmen hâlâ tam olarak kapanmış bir dosya değil.

Tek bir pusula değil, üst üste binmiş sistemler

Güvercinin yön bulmasını tek bir mekanizmayla açıklamak mümkün değil. Elimizdeki bulgular, birbirinin yedeği gibi çalışan birkaç sistemin aynı anda devrede olduğunu gösteriyor. Bunlardan biri güneş pusulası. Kuş, güneşin gökyüzündeki konumunu iç saatiyle birleştirerek yönünü belirleyebiliyor. Saatin doğru çalışması burada kritik; çünkü güneşin konumu gün boyunca değişiyor ve kuşun bu değişimi hesaba katması gerekiyor.

İkinci sistem manyetik algı. Dünyanın manyetik alanı, yeryüzünün farklı noktalarında farklı eğim ve şiddet değerlerine sahip. Güvercinin bu farkları algılayabildiğini gösteren çok sayıda deney var. Bulutlu havada, yani güneşin görünmediği koşullarda kuşların yönlerini büyük ölçüde koruyabilmesi bu ikinci sistemin varlığına işaret ediyor.

Koku ve sesin şaşırtıcı rolü

Yön bulmada kokunun payı, uzun süre şüpheyle karşılanmış bir fikirdi. Bugün ise güvercinin, büyüdüğü bölgeye özgü koku bileşimini bir tür harita gibi kullandığı görüşü ciddiye alınıyor. Rüzgârın belirli yönlerden getirdiği kokular, kuşun zihninde bir referans dizisi oluşturuyor olabilir. Serbest bırakıldığında burnuna gelen koku bileşenlerini bu referansla karşılaştırarak kabaca hangi tarafta olduğunu kestirebiliyor.

Bir başka ilginç ihtimal, çok düşük frekanslı seslerle ilgili. Dağ sıraları, okyanus dalgaları ve büyük yeryüzü oluşumları, insan kulağının duyamadığı frekanslarda sürekli bir gürültü üretir. Bu sesler yüzlerce kilometre yol alabilir. Güvercinin bu arka plan gürültüsünü algılayarak yönünü tayin ettiği, en azından uzak mesafede kaba bir hat çizdiği düşünülüyor.

Son yüz metrenin sırrı: görsel bellek

Uzak mesafeyi kapatan sistemler, kuşu doğru bölgeye getirir. Ama kümesin tam yerini bulmak, bambaşka bir işin adıdır. Burada devreye görsel bellek girer. Güvercinler, yakın çevrelerindeki belirgin işaretleri şaşırtıcı bir ayrıntıyla hatırlar: bir su kanalı, bir yol hattı, bir tepenin silueti, bir fabrika bacası. Deneyimli kuşların tanıdık güzergâhları defalarca aynı şekilde uçtuğu, adeta görünmez yollar üzerinde ilerlediği gözlenmiştir.

Bu, yön bulmanın iki kademeli işlediğini düşündürür. Uzakta kaba bir yön hissi, yakında ise ayrıntılı bir tanıma. İki kademenin birbirini tamamlaması, sistemin neden bu kadar dayanıklı olduğunu açıklar: biri zayıfladığında diğeri devreye girer.

Deneyim öğretilebilir mi

Genç güvercinler ilk uçuşlarında çok daha fazla hata yapar. Yaşla birlikte isabet oranı artar. Bu, yön bulmanın tamamen doğuştan gelen bir yetenek olmadığını, öğrenme bileşeni taşıdığını gösterir. Kuş, kısa mesafeli uçuşlarla çevresinin manyetik, kokusal ve görsel haritasını çıkarır; her uçuş bu haritayı biraz daha keskinleştirir.

Bu yüzden güvercin yetiştiricileri, kuşları aşamalı olarak uzaklaştırır. Önce birkaç kilometre, sonra onlarca, en sonunda yüzlerce. Bu kademelenme rastgele bir gelenek değil; kuşun bilgi tabanını genişletmesine izin veren pratik bir yöntem.

Kentleşme, güvercinin çalıştırdığı sistemlerin bir kısmına gürültü katıyor. Yoğun yapılaşma görsel işaretleri değiştiriyor, hava kirliliği koku haritasını bulanıklaştırıyor, elektromanyetik ortam manyetik algıyı zorlaştırabiliyor. Buna rağmen güvercinlerin şehirlerde bu kadar başarılı olması, sistemin çoklu yapısının ne kadar sağlam olduğunun kanıtı sayılabilir.

Neden hâlâ tam çözülmüş değil

Bu kadar çalışılmış bir konunun neden hâlâ tartışıldığı sorusunun cevabı, deney tasarımının zorluğunda yatıyor. Bir sistemi devre dışı bırakmak, diğerlerinin devreye girmesini engellemiyor. Koku algısı geçici olarak baskılanan kuşların bazı bölgelerde başarısız olurken bazılarında sorunsuz dönebilmesi, sonuçların yoruma açık kalmasına yol açıyor.

Ayrıca kuşların bulunduğu coğrafya da fark yaratıyor. Bir bölgede baskın görünen mekanizma, başka bir bölgede ikinci planda kalabiliyor. Deniz kıyısında yetişen bir güvercinle iç kesimde büyüyen bir güvercinin öğrendiği referanslar aynı değil. Bu değişkenlik, tek ve evrensel bir açıklama üretmeyi güçleştiriyor; ama aynı zamanda sistemin ne kadar uyarlanabilir olduğunu gösteriyor.

Kısacası bir güvercinin evine dönmesi, tek bir mucizevi organın değil, üst üste binmiş birkaç duyunun ve yıllara yayılan bir öğrenmenin ortak ürünü. Balkonunuzun korkuluğunda duran o sıradan kuş, biyolojinin en zarif navigasyon çözümlerinden birini taşıyor.